Yazmasam değil, yazıp üstünü çizsem ne olur...
Ya birşey, ya birşey değil
biri gelir altındaki yazıyı,
biri üstünde ki çizgiyi okur.
Ö. Asaf
Başta Anadolu olmak üzere tüm uygarlıkların kültürünü yansıtan görkemli sanat yapıtları.
Kimilerine göre "Çini" ilk kez Çin'de yapıldığını ya da Çin'den Anadolu'ya geldiği için bu ad verilmiş. Çiniye "topraktan yapılma sorlı kap" da deniliyor. "Sır" Türkçe bir sözcük ve sadece çini çanak çömleklerin üzerine sürülen özel formüllü madde ya da aynaların arkasında kullanılan ince madem tabakası anlamında kullanılıyor.
Yüzyıllardır çanak ve çömleklerle kullanılan kimi "sır"ların özel formülleri var. Bu "sır"lı formül babadan oğula, ustadan ustaya aktarılmış. Kimbilir, belki de o eşsiz Selçuklu çinilerinin, İznikler'in, Kütahya'ların, "sır"ı böyle çıkmıştır.
Çini sözcüğü, geniş anlamı ile aynı biçimde yapılan tabak, kase, testi gibi çanak çömlek için kullanılır. Kimi araştırmacılar Anadolu çini sanatının başlangıç tarihini, Türk'lerin Anadolu'ya girişiyle başlatır.
Çininin Anadolu'daki gelişim dönemi de Selçuklu İmparatorluğu'na tarihlenir. Oysa tek başına bir sanat türü olarak ele alınamayacak ve tek bir uygarlığa mal edilemeyecek çinicilik, neredeyse insan oğlunun toprakla haşır neşir olmaya başladığı en eski çağlara kadar uzanır.
Genellikle Orta Asya, Selçuklular ve Beylikler dönemli ile Osmanlı dönemi etkisi olarak üç evrede ele alınır.
Orta Asya etkisinin egemen olduğu çinilerde, kartal pençesi, kuğuların baş hareketleri, kuş gagaları ve hayvan kulaklı gibi figürler bolca kullanılmıştır. Selçuklu ve beylikler dönemi çinilerinde "mavi-beyaz" ve "turkuaz-mavi" grubuna giren motifler kullanılmıştır. Geometrik anlatımlar sie doruk noktasındadır. Anadolu Selçukluları'nın yaygın olarak kullanığı çini duvar kaplama tekniği mozaik çiniydi. Bu tekniğe göre üretim çok zor olmakla birlikte, mozaik çiniler Anadolu çiniciğinin en görkemli örnekleridir.
Osmanlı çiniciliğinin en seçkin örneklerindendir. İznik çinilerinde coşkun bir bahar havası vardır; laleler,
sümbüller, karanfiller, şakayıklar, nar ve erik çicekleri sanki hiç solmadan sonsuza değin açacak gibidirler. Ustaların ellerinde zümrüt yeşilleri, kobalt mavileri, firuzeler ve İznik kırmızıları; 1000 dereceyi bulan ateş fırınlarında pişerek en nadide "ateş çiçeklerine" dönüşürler. Yöresel bir sanat dalı olarak İznik toprağından doğan bu ateş çiçekleri ülke sınırlarını aşarak evrensel boyutlara ulaşmıştır.
Kütahya çiniciliğinde, geleneksel dokuma sanatından esinlenen soyut motiflerin yinelendiği bezeme üslubu egemendir. Kütahya çinileri, İznik çinilerine göre daha ince sırlıdır. Genellikle koyu mavi ve tonlarıyla işlenen küçük çiçekler, damarlı yapraklar, ince dalla, "S" biçimki çeşitli motifler, kanca yapraklar başlıca Kütahya motifleri olarak tanınır.
Sır altı tekniği: Kapların fırınlanmadan önce bezenmesine dayanan teknikdir. Bu teknikde bezeme, ısıya dayanıklı boyalarla doğrudan
kabun üzerine yapılır. Daha sonra üzerine sır çekilen kap, yüksek ısıda fırınlanır. Fırınlama sırasında sır saydamlaşır ve altında
ki bezeme ortaya çıkar. Kobalt mavisi yüksek ısıya en dayanıklı renk olduğu için, sır altı bezemede en çok kullanılan renk olmuştur.
Bu teknik daha çok Osmanlılarca kullanılmıştır.
Sır üstü tekniği: Kapların fırınlandıktan sonra bezenmesine dayalı tekniktir. Genellikle saydam olmayan sırlar kullanılır. Sırın
üzerine bezeme yapıldıktan sonra kap, düşük ısıda bir kez daha fırınlanır. Fırınlama sırasında desenler ısıyla yumuşayan sırın
altına geçer. Bu teknik daha çok Selçuklularca kullanılmıştır.
Minai Tekniği: Sır altı ve sır üstü tekniklerinin birlikte kullanılmasıdır ve daha çok İran'da yaygındır.

